İlk değerlendirmeye aldığımız öğrenciyi bir türlü geçemedik ve hala devam ediyoruz. Bu arada bununla ilintili olarak diğer çocuklardan da misaller verilmişti.
Bu değerlendirme esnasında çok şeyi tartıştık, uygulama metotlarımızı değiştirdik, yeni bireysel programları kararlaştırdık, vs. vs… Eğitmenlerimiz o kadar hevesle ve o kadar içten, gayretle işlerini yapmaya çalışıyorlar, o kadar güzel konularını anlatıyorlar ki, yüzlerinden, mimiklerinden onların heyecanlarına katılmamak mümkün değil.
Ancak bütün bu çabaların, eğitim esnasında verilen gayretlerin, uygulanan eğitimin ve programların ertesi programa kadar ya tamamının ya da büyük bir kısmının heba olduğunu müşahede ettik.
Burada yaptığımız tesbitler şunlardı:
1. Eğer ailede bir sağlam ve bir özürlü birey varsa aile, tamamen sağlam çocuğa yönelmiş, özürlü çocuğa hor gözle, fazlalık gibi, sağlam çocuğa kurtarıcı gözle bakmış, sevgisini vermemiştir.
2. Çalışan anne-baba ise bir büyüğünün yanına bırakmış, bu bazen babaanne, bazen da anneanne olmuştur. Her ikisi de çocuğu doğurmadığı gibi, gelenek üzere ve ataerkil aile yapısına uygun davranış göstermiş ve çocuğa sindirme yöntemiyle muamele etmektedir. Çocuk anne-baba sevgisi görmemektedir. Sevgiden yoksundur.
3. Özürlü bireyi olan anne veya babadan biri çocuğunun ölmesini istemektedir. Çocuğundan utanmaktadır. Bu yüzden aileden sevgi görememektedir.
4. Anne baba eğitimsizdirler, çocuklarına nasıl davranış geliştireceklerini bilmemektedirler, yanlış davranış nedeniyle sevgi gösterememektedirler.
5. Çok önemli bir husus ta, kar amaçlı merkezlerin bazıları ailenin beklentisini abartılı derecede yükseltmektedir. Otistik bir anneye "Senin çocuğun bir-iki seneye kadar tamamen iyileşir ve ilköğretim, orta öğretim hatta üniversiteye bile gidebilir" şeklinde telkinlerde bulunulmuştur. (Bu kurumun ismi bizde mevcuttur.)
Ebeveyn, beklentilere göre çocukta gelişme olmadığında hırsını sanki çocuktan almaktadır. Bu yüzden de beklentiye cevap vermeyen çocuğa karşı sevgisizlik tohumları belirmektedir.
6. Bir diğer husus ta; ailelerin, neredeyse eğitim esnasında bile çocuklarının davranışlarına aşırı müdahaleci olmalarıdır..
Bu tesbitler bu şekilde uzayıp gitmektedir. Ancak biz buraya birkaçını aldık
Sonuç Olarak şunu söylemek istiyorum. Özürlü bireye sahip aileler:
Özürlü çocuğunu sağlam çocuğu kadar (hatta daha fazla) sevmelidir. Evdeki çiçeği bile
severek büyüttüğünüzde onun nasıl geliştiğini, serpildiğini bilenimiz çoktur.
Şunu hiç unutmayalım can taşıyan her varlığın, ama her varlığın sevgiye ihtiyacı vardır. Evrende her şeyin yolu sevgiden geçmektedir.
Eğer siz evde ve eğitim kurumunun dışında çocuğunuza şefkat ve sevgi nazarıyla bakıp,
bakımını da ona göre yapmazsanız, ne kadar eğitim alırsanız alın boştur, ne kadar bilgili olursanız olun boştur,
Bakarsak bağ, bakmazsak dağ olur,
Sizden tek ama tek istediğimiz özürlü çocuklarınıza
Lütfen sevginizi verin, sevginizi verin, sevginizi verin
Eğer siz sevginizi verirseniz birlikte çok aşamalar kat ederiz.